Ebeveynlerin davranışı çocukların mizacını nasıl etkiler?

Kişinin bireysel deneyimleri önemlidir. Ebeveynler aynı davranışta bulunsalar da çocuğun mizacına göre farklı sonuçlar ortaya çıkar. Mesela aşırı müdahaleci bir ebeveynlik korkulu mizaca sahip bir çocuğun içedönük olmasına sebep olabilir. Aynı müdahaleci ebeveyn, tepkisel mizaca sahip bir çocukta saldırgan davranışların ortaya çıkmasına yol açacaktır. Tepkisel çocuk deneyimle şunu öğrenir; “Anneme ne zaman öfke göstersem, annem geri çekiliyor.” Böylelikle saldırgan davranış çocuğun zaman içerisinde anneyi nasıl sınırlayacağını öğrendiği bir yöntem olur; çocuk insanlarla böyle başa çıkabileceğini öğrenir. Öfke göstermenin başkalarını kontrol etmede bir araç olduğunu düşünür. Korkulu çocuk da çekilerek dünyayla baş etmeyi öğrenir.  Ebeveynin davranışı aynı, ama çocuğun mizacına göre sonuç değişmekte.

Her çocuk, ergenlikten itibaren belirginleşecek olan kişilik özelliklerinin temelini oluşturan bir mizaç yapısıyla dünyaya gelir. Mizacı genetik temeli kuvvetli ama genetikten ibaret olmayan yapısal özellikler olarak düşünebilir. Genetiğin yanı sıra, erken dönemdeki kuvvetli çevresel unsurlar da mizacı şekillendirir. 

İleriki yıllarda daha belirgin olarak anlaşılan mizaç özelliklerinin önemli bir kısmı bebekliğin ilk 6 ayında da gözlemlenebiliyor. Ve bazıları annenin hamilikteki deneyimleri ile yakından bağlantılıdır. Kişiye göre etkileri değişmekle birlikte, annenin hamilelikte sigara içmesi, alkol kullanımı ve benzeri unsurlar bebeğin dikkati odaklamayla ilgili mizaç özelliği için örneğin sakıncalı olacaktır. Jinekoloji uzmanları bazen birkaç günde bir kadeh içkinin sakıncalı olmadığını söyleyebiliyorlar. Bu yerinde bir öğüt değildir. Hem annenin hem de bebeğin bu maddeleri nasıl metabolize ettiğini belirleyen gen setlerine göre bebeğe etkileri değişir. En garantili yol ise bu maddelerden hamilelikte uzak durmak, sağlıklı beslenmek ve stressiz bir çevredir.

Çevrenin mizaca etkisi döllenmeden itibaren başlamaktadır. Annenin sigara, alkol veya madde kullanımı, ağır hava kirliliği ya da su ve toprak da bulunan maddeler sürekli ve yüksek stres, travmaya bağlı yüksek kaygı ya da bebeğin biyolojik yapısını, dolayısıyla mizacını etkileme potansiyeline sahiptir. 

Yaşamın ilk yılında gözlemlenebilen toplam sekiz mizaç özelliği varken bu giderek çeşitlenir. Çocukluktan itibaren 18 farklı mizaç özelliğini değerlendirebilmemiz mümkün olmaktadır. Dikkati odaklayabilme, dikkati kaydırabilme, hareketlilik, korkulu veya ürkek olma sosyal veya girişken ya da çekingen olma, duyusal hassasiyet duyusal rahatsızlık ve tepkisellik, bu mizaç özelliklerinden bazılarıdır. Mizaç özellikleri için var ya da yok, az ya da çok demek doğru değildir. Her mizaç özelliğini sıfırdan ona uzanan bir cetvel üzerinde düşünmek gerekir. Uzmanlar için dikkat gerektirenler bilhassa, mizaç özelliklerinin cetvelin iki ucundan birine yakın olduğu durumlardır yani çok düşük veya çok yüksek derecelerdir. Bu duruma korkulu ve korkusuz mizaç boyutu üzerinden örnek vermek gerekirse yüksek olan nokta, yani korkulu mizacı olan çocuk, kaygı ve anksiyete güçlüklerine daha yatkındır. Düşük olan, yani korkusuz mizacı olan çocuk ise riskli davranışlar göstermeye yatkınlık bakımından dikkatimizi çeker. Mizaç özelliklerini olumlu veya olumsuz olarak düşünmek, anne babaların kendi kişilik ve değerleri ile ilişkili olacaktır. Aslında tüm mizaç özellikleri işlevseldir ve toplulukta çeşitliliği mümkün kılması bakımından önemlidir. Topluluğun farklı özelliklerdeki bireylerden oluşması, hayatta kalabilmesi ve sürekliliğini sağlar. Bu aile için de geçerlidir. Aile içerisinde de hem daha temkinli olanlara hem daha girişken olanlara ihtiyaç vardır. Anne babalar çocuklarının mizaç özelliklerini değiştiremezler. Ama davranışlarıyla ve söyledikleriyle çocuklarının benlik özelliklerine yani öz değer, öz yeterlilik, özgüven ve öz saygılarını etkilerler. Bu açıdan baktığımızda ebeveynlerin çocuklarının mizaç yapılarını tanıyarak, buna uygun davranmaları önemlidir. Mizaç özelliklerinde duygusal ve davranışsal problemlere zemin hazırlayabilecek uç noktaya yakın olan çocuklar için bu yatkınlıklarını gerektiğinde nasıl düzenleyeceklerini ve ayarlayacaklarını bilmeleri önemlidir. Her bebeğin birbirinden farklı bir mizaç yapısı vardır ancak hiçbir çocuk duygusal ya da davranışsal problem ile dünyaya gelmez. Duygusal ve davranışsal güçlükler, çocuğa bakım verenlerin çocuk için ideal olan davranışları göstermemesi sonucu ortaya çıkar. Anne babalar çocuklarını ne kadar iyi tanırsa ve bebeklerinin dünyaya bir mizaç ile geldiğine dair farkındalıkları ne kadar yüksek olursa, duyarlı davranışları da o derece artacak ve aralarındaki ilişki olumlu yönde gelişme gösterecektir. Anne babaların hedefi hiçbir zaman çocuğun doğasını değiştirmek olmamalıdır. Anne babaların görevi, çocukların kendi doğaları ile en uyumlu ve sağlıklı özellikleri geliştirmeleri yolunda onlara destek olmak ve yön göstermektir.